.JPG)
Cuma günü benim için oldukça sıkışık bir gündü. İlk başta Mert'i gazladığım TrGamer halı saha maçı vardı bir kere. Mert ile yazarlar arası buluşma ve hatta turnuva yapalım diye konuşurken Mert'in çok hevesle "halı saha maçı da yapalım" demesi üzerine gaza gelip, "evet abi, yapalım" diye beraber organize etmeye çalıştığımız bir olaydı bu. Gaza gelip organizasyona karar verdikten sonra yapmamız gereken yeterli sayıda kişiyi bulmaktı. Yazarlara sorduk soruşturduk, çoğu bir bahaneyle sıyrılırken (Hollow Monthius: Ah Kaan ah, dizimde sorun var dedin kaçtın hemen. Kaleci yapacaktık oysaki biz seni.) pek azı bu çağrıya olumlu yanıt verdi malesef. Eh, az sayıda yazarla maçı yapamayacağımız belli olunca çözüm yine Mert'ten geldi. Neden OyunGezer ile maç yapmıyorduk? Berkant'tan olumlu yanıt gelmesi, maçın kimler arasında oynanacağını da kesinleştirdi böylece. Hem OGZ yazarlarına, hem TrGamer yazarlarına haber salındı, iki taraf da maça kendini hazırlamaya başladı. (Hollow Monthius: Tabi OGZ ekibi içlerinde bir köstebeğimiz olduğunu bilmiyordu. Ali gelip "Abi çok sıkı mail trafiği var, sağlam hazırlanıyorlar, aman ha iyi hazırlanın sizde" diye bizi uyarmıştı çoktan.)
Ah, tabi tarihi de kararlaştırmıştık, maç cuma günü olacaktı. Bütünlemelerimle boğuşma safhasında Mert'in sürekli olarak "abi bak cuma tamam dimi? Ayırtacağım halı sahayı ona göre" diye mesajlarıyla pek ilgilenemedim. Ama daha da kötüsü, Radyo Televizyon Tarihi bütünlemesinden çıkarken hocaların "Aa, bu arada şu şu ödevleri de getirin bir zahmet, bütünleme notuna onlar da dahil olacak" şeklinde tepemize ödev yığması oldu. (Hollow Monthius: Bütünlemeler çok şahane geçti aslında, ama riske atmaya gelmez bir ödev için.) Tam ben ödevleri yetiştirmeye çalışıp da, maça gidebilmek için fırsat yaratmaya çalıştığım akşam önce elektriklerin kesilmesi, elektriklerin geldikten sonra ise Telekom'daki muhtemel bir arıza yüzünden internetin sabaha kadar gelmemesi ödevleri yapmamı engelledi. (Hollow Monthius: Sabah 4 gibi geldi sanırım internet. Zira "Lost'un yeni bölümü düşmüş müdür acaba?" diyerek saat 4'te kalktığımda internet vardı, ama Lost yoktu. 6'da bir daha kalktım onun için.) Eh, internetteki sorun ödevimi yapmamı engelleyince, eğer maça gidersem ödevlerimi yetiştiremeyeceğim belli olmuştu. Mert'ten çok çok özür dileyerek maça gelemeyeceğimi, ödevlerimi yapmam gerektiğini söyledim.
Şimdiden uzadı yeterince yazı, ama aslında daha başlamadık bile... Bir de Laçin'in İstanbul'a gelmiş olması durumu var tabi. Normalde perşembe Acetaminophen, Mehmet, Dexter, Zer0, ben ve Laçin'den oluşacak buluşma grubu, Mehmet'in gelememesi, benim 11'deki sınavımın saat 1'e alınması ve Laçin'i İstanbul'a geldi sanmamıza rağmen aslında gelmemiş olması sonucunda yalan oldu. Cuma günü sabahın köründe Dexter'ın "Saat 12'de, Taksim Heykelde" içerikli mesaj atması sonucunda perşembe yapamadığımız buluşmanın cuma yapılacağı belli olmuş oldu. Ah, ama bir dakika, benim çok ödevim vardı ve halı saha maçına bile bu yüzden gidememiştim, değil mi? Cuma sabahı Laçin'le konuştum, yoğun ödevlerim yüzünden gelemeyeceğimi, artık cumartesi günü ofise gidilirken gelmeye çalışacağımı söyledim. Tabi benim haberim yoktu ki OyunGezer ofisine cumartesi günü değil, cuma gidilecekti! (Hollow Monthius: Ah Kaan ah, senin başının altından çıkıyor bunlar hep! :P) Ofise gidiş fırsatını kaçıracak olmak içime oturmuştu, ama yapacak birşey yoktu. Sonuçta aileme söz vermiştim, onlara verdiğim sözü yerine getirip bütünlemelerimi geçmeliydim. Üstelik notlarımın geçen seneye oranla düşüşe geçmesine seslerini bile çıkarmamaları üzerimdeki bu yükü daha da arttırıyordu. Mecburen Laçin'e iyi eğlenceler diledim, o da buluşmaya gitmek üzere MSN'den çıktı.
Eh, sanırım esas "gelişme" kısmına girebiliriz artık. Ben Radyo TV kanalı kurmak için gerekenleri araştırırken, Zer0 MSN'den "Ne zaman gidiyoruz abi?" diye mesaj attı. Hatta atmakla da kalmadı, Ace ile birlikte "Ee, hadi yürüyün, ofise gidiyoruz!" şeklinde iki yandan sıkıştırmaya başladılar. Laçin'e söylediklerimi onlara da söyledim. "Ya abi, biz yardım ederiz ödevini yetiştirmene, gel bak ne güzel ofis, Laçin... Söz bak beraber hallederiz hepsini zamanında" gazını vermeye başlamaları da uzun sürmedi tabi. Başta tereddütte kaldım, "Yok abi, valla yetişmeyecek, gelmeyeyim ben..." desem de aklımı çelmeye başlamışlardı. Bir süre direndim, ama sonunda direncim kırıldı ve kabul ettim. Tabi önce bana Radyo TV kanalı kurmak için gerekenleri bulmaları gerekiyordu, haliyle üç koldan araştırmaya başladık. (Hollow Monthius: Zer0'nun "Radyo TV kanalı kurmak için çok paranız olması lazım" yazan bir forum topic'i bulup "Al abi, buldum ben" demesi efsaneydi tabi.)
Uzadıkça uzuyor, ve daha esas anlatacaklarıma, yani ofis macerasına gelemedim bile. O yüzden biraz flashforward yapıyorum izninizle... (Hollow Monthius: Lost izleyeceğine filmi çeksene eşşek sıpası... Flashforward diyor bir de... Hatta sen bunu yazacağına filmin senaryosunu niye yazmıyorsun? Hı??!) Zer0'yla buluştuk. Taksim'e gitmeyecektik, direk ofiste buluşmaya karar vermiştik herkesle. Nasıl gidelim, nasıl yapalım diye düşünürken ben direk "Abi, tren!" dedim tabiki. Zira tam Bostancı'da sıkışıp kalan o trafiğe katlanacak halim yoktu. Böylece trene binip Haydarpaşa'da indik. Tabi trende deli gibi Bleach muhabbeti döndü. Arrancar'dı, Espada'ydı, Bankai'ydi, Shikai'ydi, Rukia'ydı (Hollow Monthius: Kim derdi ki koskoca Monthi bir anime karakterine aşık olacak, hı?) derken ne çabuk geldiğimize bile şaşırdık. Pekiii, ofise nasıl gidecektik? Altunizade'ye giden mavi minibüslere binebilirdik, (Hollow Monthius: Zira ilk ofise gidişimizde Berkant bizi o şekilde götürmüştü. Ancak o akşam minibüsün camları aşırı buğulu olduğu için yolu takip edememiştim.) yada Capitol'ün oradan geçen sarı dolmuşlara binebilirdik. Zer0 üzerine ofise gidiş yolunu işaretlediği haritayı çıkardığında Capitol'ün oradan gitmemizin daha kolay olduğunu farkettik. (Hollow Monthius: Evet, gerçekten öyle bir haritası vardı. Arkasına da Goyun resmi basmış hatta.) Sarı dolmuşlara bindik, Capitol'ün önünde indik. Elimizde harita, "abi şuradan mı dönüyoruz?" "yok yok, oradan değil, şurada ileride cami varmış, oradan dönücez" diye diye ofise giden yolu izledik. Sonra bir ara Zer0 haritasını kaybetti, ama neyseki tam o sırada ben yolu hatırladım da haritaya gerek kalmadı.
Sonunda ofise gelmiştik. "Acaba ilk biz mi geldik?", "diğerlerini arasak mı bi'?" derken merdivenlerden çıkmış ve içerde bulmuştuk kendimizi. İçeri girdiğimizde ilk gördüğümüz kişi Tuğbek abi oldu. Bizi güler yüzlü bir şekilde "Hoşgeldiniiiz" diye karşıladı. "İlk biz mi geldik?" soruma, "Ohoo, siz geç bile kaldınız" diyince diğerlerinin de çoktan gelmiş olduğunu anladık. Kaan, Ezgi ve Ace ile selamlaştıktan sonra Laçin'e dönüp "Merhaba, ben Dexter" dedim adetim olduğu üzere. (Hollow Monthius: Hiç akıllanmıycaksın sen...) Neyse işte, selamlaşma faslı bittikten sonra, içeri, Oyun Odası'na geçtik. Serpil abla da oradaydı, onunla da selamlaştık hemen. Bir süre muhabbet, geyik falan döndü, güldük bayağı, sonra Eren geldi. Yüzünden eksik olmayan gülümsemesi ve Edward Elric stili saçlarıyla (Hollow Monthius: Ya ama sahiden, bir ben mi benzetiyorum Eren'i Ed'e?) neşemize neşe kattı. Sonra muhabbet arasında PS3'ü açtık. Ne oynayalım diye düşünürken, "DMC 4'ün demosu yüklü mü?" sorum üzerine DMC 4'ü açtık. Sonrasında ise Tuğbek abi başladı DMC yeteneklerini konuşturmaya... Tabi biz bir yandan "vay be!" "of abi, mekanlar süper olmuş" "HD hali değil bir de bu daha!!" gibi yorumlarla Tuğbek abiye eşlik ettik. Sonra Tuğbek abi Devil Bringer'a upgrade aldıktan sonraki yerde takılınca, "Eee, başka oynamak isteyen var mı? Bir tek ben oynamayayım..." diyerek topu bize attı. Bende bir süre uğraşıp çözümü bulamayınca bu sefer topu Laçin'e attım. Laçin de en son Eren'e attı tabi. Eren'in de bir süre uğraşıp geçememesi üzerine Ace "Skate." oynamaya başladı. Yaptığı çeşitli enterasan hareket ve düşüşlerle bayağı da eğlendirdi bizi aslında. (Hollow Monthius: Esas bomba Ace'in oyunu saatlerce oynamasının ardından Zer0'nun oyunu ilk eline aldığı saniyede "Abi oyunda daha hızlı gitme olayı varmış, niye kullanmadın?" demesi oldu. Hep beraber koptuk bir anda.)
PS3'tü, muhabbetti, Oyun Odası-Çalışma Odası arası gidip gelmelerdi derken müthiş eğlendik tabi. Sonra birden kapının çalması ve Özgün ile Mustafa'nın gelmesi ise çok hoş bir süpriz oldu. OGZ yazarlarının toplantı yapmak için kapalı kapılar ardına kapanması üzerine biz de yine Oyun Odası'na geri döndük. Bu sefer ben geçtim DMC 4'ün karşısına. (Hollow Monthius: Sayfanın başındaki resim tam bu andan bir kare. Ben çektim, evet.) Meğersem geçen sefer Devil Bringer upgrade'i sonrası yazıyı okumadığımız için bulamamışız ne yapacağımızı. Hemen çözüp geçtim o kısmı. Tam bu sırada Tuğbek abi ve Sinan abi geldiler ellerinde iki çekiçle. Oyun Odası'ndaki koltuklardan birinin bir ayağını tamir etme faslı da tam olarak böyle başladı. Neyse, koltuk da tamir edildi, sonra Oyun Odası'nda oyun oynayıp geyik yapmaktan sıkılan bünyeler olarak Çalışma Odası'na geçtik. Sinan abi Experience bilmemkaç (Hollow Monthius: Harbi, kaçtı o sondaki sayı?) diye bir oyun gösterdi bize, ki benim çok ilgimi çekti. Oyun terkedilmiş bir gemide falan başlıyor, güvenlik kameralarını kullanarak oyundaki baş karakteri yönlendiriyoruz falan. Mesela hatun diyor ki, hangi odaya gitmemi istiyorsan o odadaki ışığı aç, hani odanın ışığını açarsan o odaya gidiyor. Yada soru soruyor, kamerayı iki yana sallarsan hayır, aşağı yukarı sallarsan evet cevabını vermiş oluyorsun. İlginç bir oyundu, sanırım gelecek ayki DVD'de olacak, mutlaka oynamak lazım diyorum.
Tabi sonra direk Sinan abi'nin başında muhabbet çevirmeye başladık. Komik ve ilginç videolar izledik. (Hollow Monthius: FarCry 2 videosu bombaydı. O oyun o videodaki gibi olursa Crysis falan yalan olur.) Bu sırada Özgün'ler Tuğbek abiyle olan görüşmelerini bitirip sohbete katıldılar. Uzun ve müthiş bir sohbetin ardından Eren ve Sinan abi gittiler. (Hollow Monthius: "Yine bekleriz" deme gafletinde bulunan bendim bu sırada, evet.) Ofiste sadece OfisGezer'ler ve Tuğbek abi ile Serpil abla kalmıştı artık. Tuğbek abinin bir ara yaptığı "Baldur's Gate de çok dandik oyun canım" diyerek sataşmalarına "Ya Tuğbek abi, Lost'un 4. sezon, 2. bölümünde..." diye karşılık verince karşılaşmayı kazanmış oldum neyseki! :P (Hollow Monthius: Amanın, nasıl unuttum söylemeyi bak! Sinan abiye de "Ya Sinan abi, Drizzt alır dimi OGZ Dövüş Klubündeki maçı?" konusunda propaganda yapmaya hazırlanırken buna gerek olmadığını gördüm. Zira Sinan abi de Drizzt hayranıymış! Eh, en azından maçı Vader alsa bile Drizzt'in ezilmeyeceğini bildiğimden artık içim rahat.) Bir süre daha Serpil abla ve Tuğbek abiyle muhabbet ettikten sonra Laçin OGZ'nin 1. sayısını imzalattı, bizde geri dönüş yoluna koyulduk.
Ofisten çıktığımızda ofisteki ortamın ne kadar sıcak olduğunu düşündüm bir kere daha. Sonuçta onlar dergiyi çıkartanlardı, bizde o dergiyi satın alıp okuyanlar. Ama onların bize yaklaşımı müşteri-satıcı ilişkisi gibi değil, çok sevdikleri arkadaşlarını ağırlayan evsahipleri gibiydi. Sanırım OyunGezer'i de bu yüzden seviyorum. Tamamen samimi oldukları ve okuyucularını ailenin bir parçası olarak gördükleri için.
(Hollow Monthius: Bu arada yorgun argın eve gelince öğrendim ki halı saha maçı iptal olmuş. Üzüldüm ve suçluluk hissettim biraz. Ama yazının başında anlattığım gibi, eğer Ace ve Zer0 yardım sözü vermemiş olsaydı ofise gitmem de mümkün olmayacaktı.)
Eh, yeterince uzun oldu zaten, daha da uzatmanın alemi yok sanırım. Bu yazıyı da burada noktalayıp artık şu lanet filmin çekimi için Özgün'ü beklemeye başlayabilirim sanırım...