Unlimited Nescafe Works

Dünkü İzmir buluşmasında sınırsız kahve içme opsiyonu yüzünden İstanbul tayfasını komple satmış olabilirim, itiraf ediyorum. Ama bu, şu satırları o kahve makinasına ithaf etmemi engelleyemez;

I am the bone of my cup.
Caffein is my body and sugar is my blood.
I have created over a thousand nescafes.
Unknown to milk,
nor known to water.
Have withstood pain to create many nescafes.
Yet those hands will never hold anything.
So as I pray, Unlimited Nescafe Works.


Seviyorum nescafe içmeyi ya...
Posted on 8/08/2009 03:13:00 PM by Monthius and filed under | 3 Comments »

We Don't Go to Ravenholm...



Hani Alyx Scrap Yard'a sizi Gravity Gun ile alıştırma yapmaya götürürken Ravenholm'a giden tünelin önünden geçirirken "We don't go there anymore" ve "That tunnel is locked for a reason, trust me" diyordu ya... Yıllar sonra Half-Life 2'yi tekrar oynarken o nedeni bir kere daha farkettim.

O yegane neden Toxic Headcrabler. Normal headcrablerle sorunum yok. Hatta hızlı olan uzun bacaklılarla da bir sorunum yok. Mermi bile harcamadan gidip levyeyle kafalarına kafalarına vurmaktan hiç çekinmiyorum. E peki o zaman onların siyahi kuzeni olan bu toxic headcrabler neden beni bu kadar huylandırıyor, hatta bırak yanına gidip levyeyle kafalarına(kafalarından başka yere vurabilicem de sanki) vurmayı, karşıma çıktıklarında ya da o iğrenç "viyk viyk" seslerini duyduğumda bile elimi ayağıma dolaştırmayı başarabiliyor? Nedenini tam çözebilmiş değilim, ama yıllar önce farkettiğim toxic headcrab fobimin sapasağlam yerinde durduğunu görmek pek hoş değildi benim için. Ravenholm'u da, Half-Life 2'yi de bana zindan ettiler resmen ya... Her köşede durup "aha sesini duydum, kesin şu köşeden atlıycak..." diye paranoya yapmama, her adımda "of ulan burda var mıydı ki onlardan?" diye sinir sahibi olmamı sağladılar. Gerçi hoş, bazı yerleri öyle aklımda yer etmiş ki "aha şu kapının arkasında vardı dimi bunlardan? sallayalım bombaları..." şeklinde abarttığım da olmadı değil. Gerçi onlardan da beteri var. Bu toxic headcrablerden üzerinde 5-6 tane taşıyan ve hayvan gibi menzili olup da bunları sizin üzerinize fırlatan zombiler daha da fena. Neyseki onlar daha da nadiren çıkıyor oyunda...

Toxic headcrablerin hain tacizlerine rağmen, internetten çoğunlukla uzak geçirmek zorunda kaldığım şu son birkaç gün Half-Life 2 sayesinde en azından biraz katlanılabilir haldeydi. O yüzden pişman ya da şikayetçi değilim aslında. Ama bir yandan bol bol stres yaptırdığını da inkar edemem.

O değil de, benim ciddi anlamda tırstığım çok az şey vardır ama şu toxic headcrablerden bir tanesi bi' gün karşıma çıkacak olsa kalpten giderdim herhalde... Magnum falan mı taşımaya başlasam acaba yanımda, tek vuruşta indiriyor ne de olsa... (Hayır, dondurma olan Magnum'dan bahsetmiyorum)
Posted on 8/06/2009 01:49:00 AM by Monthius and filed under | 2 Comments »