Finally... We are free...



Oyh, yaklaşık 1 ay önce izlemeye başlamış olsam da işlerden fırsat buldukça bir solukta izledim Prison Break'i. Ama ne izlemek, herkes 3. ve 4. sezonlara "saçmaladılar artık yahu" deseler de ben tabi elimdeki birikmiş bölümleri arka arkaya izlediğimden o kadar da sıkılmadan(tamam itiraf ediyorum, 3. sezonda biraz sıkıldım aslında), ara vermeden izledim resmen. Ama o hızla izlerken o sona beni hiçbir şey hazırlayamamıştı, son bölüm ve hemen arkasından filmi "Final Break" bana öyle bir çarptı ki neye uğradığımı şaşırdım. O nasıl bir finaldir, böyle final yapılır mı yazıktır, günahtır diye isyan ederken bir yandan da Sara Tancredi'ye hayranlıkla taptım tabi. O nasıl bir güzellik, o nasıl bir zekâ, o nasıl bir "hayallerimin kadını"dır öyle. Öhm neyse, Prison Break diyorduk. Her ne kadar yaklaşık 1 ayda 4 sezon + filmini tüketmiş olsam da çok feci bağ kurmuşum karakterlerle gerçekten. Filmin sonunda Michael "Finally, we are free..." dediğinde gözüme toz kaçmadı desem yalan olur.

Prison Break bir yana, bloga çok uzun zamandır doğru düzgün birşeyler yazmadığımın farkındayım bu arada. Bunun başlıca nedeni son 1-2 aydır neredeyse yazı yazmaktan tiksinecek kadar çok işimin olması tabi. Neyse ki bitti artık (sanırım yani). Normal düzenime geri dönebileceğimi umuyorum bundan sonra. O yüzden daha sık bir şeyler yazasım gelebilir, yeni yazılar karalayabilirim buraya (sanırım)... Ha, bu arada Sara Tancredi'den bahsetmiş miydim? Tüh, bahsettim dimi? Şimdilik benden bu kadar o zaman, yakında yine görüşmek üzere diyorum. :P
Posted on 6/09/2009 05:15:00 PM by Monthius and filed under | 5 Comments »

Betrayal

Those most powerful in Menzoberranzan spend their days watching over their shoulders, defending against the daggers that would find their backs. Their deaths usually come from the front.

Yukarıdaki Drizzt'in yine çok sevdiğim sözlerinden birisi. Aynı zamanda hayatın en acımasız gerçeklerinden de biri. Aslında yakın olduğum kişiler tarafından bir şekilde ihanete uğramaya ya da sırtımdan(pardon, göğsümden) bıçaklanmaya alışkın sayılırım. Bu yüzden yanında gardımı indirdiğim ve kendimi savunmasız bıraktığım insan sayısı bir elin parmaklarını bile geçmez. Ya da geçmezdi...

İnsanın en yakın dostuna bile güvenememesi gerçekten çok kötü bir şey. Yaşamayan için tahmin bile edilemeyecek kadar kötü hemde. Aranızda onca yaşanan şeye rağmen, her seferinde lafını bile etmeden affettiğiniz dostunuzun size yalan söylemesi ise rezalet ötesi bir duygu. Yaşanan o hayalkırıklığı hissini tarif etmem mümkün değil. Hayır, bu sefer affedilecek bir şey yok ortada. Çünkü en güvendiğim kişiye karşı bile "acaba bu seferki de yalan mı, yoksa doğru mu söylüyor?" diye şüpheyle yaklaşmak istemiyorum. Aynı Drizzt'in sözündeki gibi; sırtımı kollarken hançeri tam göğsüme yedim. Üstelik uğrunda gözümü kırpmadan seve seve neler yaptığım bir kişi tarafından. Bu artık son damlaydı. Bundan sonra herhangi birinin söylediği herhangi bir şeyden şüphe edecek olursam beni değil, beni bu hale getirenleri suçlayın... Ben onlara tüm güvenimi emanet ederek güvenmişken güvenimi boşa çıkarttıkları ve beni hayalkırıklığına uğrattıkları için onları suçlayın...
Posted on 6/02/2009 04:32:00 AM by Monthius and filed under | 5 Comments »