Finally... We are free...

Oyh, yaklaşık 1 ay önce izlemeye başlamış olsam da işlerden fırsat buldukça bir solukta izledim Prison Break'i. Ama ne izlemek, herkes 3. ve 4. sezonlara "saçmaladılar artık yahu" deseler de ben tabi elimdeki birikmiş bölümleri arka arkaya izlediğimden o kadar da sıkılmadan(tamam itiraf ediyorum, 3. sezonda biraz sıkıldım aslında), ara vermeden izledim resmen. Ama o hızla izlerken o sona beni hiçbir şey hazırlayamamıştı, son bölüm ve hemen arkasından filmi "Final Break" bana öyle bir çarptı ki neye uğradığımı şaşırdım. O nasıl bir finaldir, böyle final yapılır mı yazıktır, günahtır diye isyan ederken bir yandan da Sara Tancredi'ye hayranlıkla taptım tabi. O nasıl bir güzellik, o nasıl bir zekâ, o nasıl bir "hayallerimin kadını"dır öyle. Öhm neyse, Prison Break diyorduk. Her ne kadar yaklaşık 1 ayda 4 sezon + filmini tüketmiş olsam da çok feci bağ kurmuşum karakterlerle gerçekten. Filmin sonunda Michael "Finally, we are free..." dediğinde gözüme toz kaçmadı desem yalan olur.
Prison Break bir yana, bloga çok uzun zamandır doğru düzgün birşeyler yazmadığımın farkındayım bu arada. Bunun başlıca nedeni son 1-2 aydır neredeyse yazı yazmaktan tiksinecek kadar çok işimin olması tabi. Neyse ki bitti artık (sanırım yani). Normal düzenime geri dönebileceğimi umuyorum bundan sonra. O yüzden daha sık bir şeyler yazasım gelebilir, yeni yazılar karalayabilirim buraya (sanırım)... Ha, bu arada Sara Tancredi'den bahsetmiş miydim? Tüh, bahsettim dimi? Şimdilik benden bu kadar o zaman, yakında yine görüşmek üzere diyorum. :P